Bu yazıdan çıkarımlar
- Anlaşılmak, partnerinizin sizinle aynı fikirde olması anlamına gelmez.
- Aynı şeyi tekrar tekrar anlatma ihtiyacı, konuşmanın duygusal anlamının veya beklenen davranış değişikliğinin karşılık bulmadığını gösterebilir.
- Bir taraf konuşmak için ısrar ettikçe diğer tarafın geri çekilmesi, her iki kişinin de daha az anlaşılmış hissettiği bir döngü oluşturabilir.
- Konuşmadan ne beklediğinizi netleştirmek ve belirli bir davranış üzerinden konuşmak iletişimi kolaylaştırabilir.
- Anlaşılmama hissi uzun süredir devam ediyor ve ilişkide mesafeyi artırıyorsa çift terapisi değerlendirilebilir.
Belki aynı konuyu defalarca anlattınız. Her seferinde daha doğru kelimeleri bulmaya, daha sakin konuşmaya veya neden kırıldığınızı ayrıntılı biçimde açıklamaya çalıştınız. Yine de konuşmanın sonunda kendinizi başladığınız yerde buluyor olabilirsiniz.
Partneriniz sizi dinlediğini söylüyor ancak siz konuşmanın ona gerçekten ulaşmadığını hissedebilirsiniz. Bazen “Seni anlıyorum” cümlesini duysanız bile daha sonra aynı davranışın tekrarlandığını görebilirsiniz. Bu durumda zihninizden “Ben mi kendimi anlatamıyorum?”, “Çok şey mi bekliyorum?” ya da “Beni gerçekten önemsemiyor mu?” soruları geçebilir.
İlişkide anlaşılmak yalnızca kelimelerinizin işitilmesi değildir. Duygunuzun fark edilmesi, yaşadığınız deneyimin ciddiye alınması ve sizin için önemli olan şeyin partneriniz tarafından hesaba katıldığını hissedebilmenizdir. Bu nedenle sorun her zaman daha ayrıntılı anlatmanızla çözülemez. Bazen konuşma biçiminin yanında, çiftin konuşma sırasında tekrar tekrar içine girdiği döngüye de bakmak gerekir.
Partnerim beni neden anlamıyor?
Bu hissin tek bir açıklaması yoktur. Partneriniz söylediklerinizi gerçekten anlamamış olabilir. Anlamasına rağmen neye ihtiyaç duyduğunuzu farklı yorumlamış olabilir veya anladığı hâlde sizinle aynı fikirde olmayabilir. Bazı durumlarda ise asıl kırgınlığınız konuşmadan sonra beklediğiniz davranış değişikliğinin gerçekleşmemesi olabilir. Bu durumda ihtiyacın ne olduğunu belirlemek daha sağlıklı olabilir.
Yakın ilişkiler üzerine yapılan çalışmalarda algılanan partner duyarlılığı, kişinin partnerinin temel kaygılarını anladığına, duygularını önemsediğine ve ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalıştığına dair algısını anlatır. Araştırmalar, kişinin yalnızca kendini açmasının değil, partnerinden anlayışlı ve ilgili bir karşılık aldığını hissetmesinin de yakınlık deneyimiyle ilişkili olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle “Partnerim beni anlamıyor” cümlesinin altında farklı ihtiyaçlar bulunabilir:
- Yaşadığınız duygunun kabul edilmesini istiyor olabilirsiniz.
- Partnerinizin sizi savunmaya geçmeden dinlemesine ihtiyaç duyabilirsiniz.
- Bir özür veya sorumluluk alma bekliyor olabilirsiniz.
- Konuşulan konuyla ilgili somut bir davranış değişikliği istiyor olabilirsiniz.
- Sizin için önemli olan bir şeyin ilişkide de önemli sayıldığını görmek isteyebilirsiniz.
Hangi karşılığın eksik olduğunu ayırt etmek, konuşmanın neden sonuçsuz kaldığını anlamayı kolaylaştırabilir.
Dinlemek, anlamak ve aynı fikirde olmak aynı şey değildir
İlişkilerde bu kavramlar birbirine karıştığında her iki taraf da haksızlığa uğradığını düşünebilir. Hangi kavram ne anlama gelir?
Dinlemek: Partnerinizin söylediklerine dikkat vermek ve sözünü takip etmektir.
Anlamak: Söylenenlerin kişi için taşıdığı anlamı ve eşlik eden duyguyu kavramaya çalışmaktır.
Duyguyu kabul etmek: Aynı durumda siz farklı hissedecek olsanız bile partnerinizin duygusunun onun deneyimi içinde gerçek olduğunu görebilmektir.
Aynı fikirde olmak: Olayı aynı biçimde yorumlamak veya aynı sonuca varmaktır.
Partneriniz sizi anlayabilir ancak sizinle aynı fikirde olmayabilir. Benzer şekilde bir duyguyu kabul etmek, her davranışı doğru bulmak veya bütün talepleri yerine getirmek anlamına gelmez. Çiftlerden biri “Beni anlamanı istiyorum” derken aslında “Benimle aynı fikirde ol” demek istiyorsa; diğeri de farklı düşünmesini anlaşılmamak olarak yorumluyorsa konuşma kolayca bir haklılık mücadelesine dönüşebilir.
Neden aynı şeyi tekrar tekrar anlatıyorum?
Aynı konuyu yeniden açmanız her zaman geçmişi bırakamadığınız anlamına gelmez. Bazen bir deneyim konuşulmuş ancak duygusal olarak karşılık bulmamıştır. Konunun ayrıntıları ele alınmış olsa da kırgınlığınızın neden bu kadar önemli olduğu görülmemiş olabilir.
Başka bir olasılık da konuşmadan ne beklediğinizin iki taraf için farklı olmasıdır. Siz dinlenmek isterken partneriniz çözüm önerebilir. Siz davranışının değişmesini isterken partneriniz özür dilemiş olmayı yeterli görebilir. Siz yakınlık kurmaya çalışırken o, konuşmayı eleştirildiği bir an olarak yaşayabilir.
Örneğin partnerinizin plan değişikliğini size haber vermemesi üzerine tartışıyor olabilirsiniz. Görünürde konu bir mesajdır. Fakat sizin için mesele “Plan değiştiğinde beni hesaba katıyor musun?” sorusuna dönüşmüş olabilir. Partneriniz ise konuşmayı yalnızca “Bir mesaj atmayı unuttum” düzeyinde ele alıyorsa, siz ayrıntıları tekrar ettikçe hâlâ asıl meseleyi anlatamadığınızı hissedebilirsiniz.
Burada önemli soru yalnızca “Kendimi daha iyi nasıl anlatabilirim?” değildir. “Bu konuşmanın sonunda partnerimden neye ihtiyaç duyuyorum?” sorusu da en az onun kadar önemlidir. Burada partner ile ihtiyacı belirlemek ve konuşmak çözüm olabilir.
Partnerim beni anlamıyorsa ne yapabilirim?
İletişimi değiştirmek tek kişinin sorumluluğu değildir. Yine de konuşmanın yapısını değiştirmek, sorunun nerede tıkandığını daha görünür hâle getirebilir. Bu konuda sorumluluk alarak partnerinize yönelerek ilişkiniz için adım atabilirsiniz.
Konuşmadan ne beklediğinizi önce kendiniz için netleştirin
Dinlenmek mi, birlikte karar vermek mi, özür duymak mı yoksa belirli bir davranışın değişmesini mi istiyorsunuz? Aynı konuşmada bunların tamamını talep ettiğinizde mesajınız belirsizleşebilir.
Konuşmaya “Şu an çözüm önermenden çok beni birkaç dakika dinlemene ihtiyacım var” veya “Bu konuşmanın sonunda bir sonraki sefer ne yapacağımızı netleştirmek istiyorum” diyerek başlamak beklentiyi somutlaştırabilir.
Genellemeler yerine belirli bir anı anlatın
“Beni hiçbir zaman anlamıyorsun” cümlesi yaşadığınız duygunun yoğunluğunu yansıtabilir. Ancak partnerinizin bütün ilişkiyi savunmaya başlamasına da yol açabilir. Bunun yerine belirli olayı, sizde yarattığı duyguyu ve ihtiyacınızı ayırabilirsiniz:
“Dün konuşurken telefonuna baktığında anlattıklarımın önemli olmadığını düşündüm ve yalnız hissettim. Ben konuşurken birkaç dakika telefondan uzak kalmana ihtiyacım var.”
Bu ifade partnerinizin nasıl karşılık vereceğini garanti etmez. Ancak tartışmanın kişilikler üzerinden değil, gözlemlenebilir bir olay ve belirli bir ihtiyaç üzerinden ilerlemesine yardımcı olabilir.
Partnerinizden duyduğunu size yansıtmasını isteyin
“Benim söylediğimden ne anladığını duymak istiyorum” sorusu, konuşmanın hangi noktada farklı anlaşıldığını gösterebilir. Buradaki amaç partnerinizi sınamak değil; sizin anlatmak istediğinizle onun duyduğu şey arasındaki mesafeyi fark etmektir.
Siz de partnerinizin söylediklerini kendi kelimelerinizle yansıtarak doğru anlayıp anlamadığınızı sorabilirsiniz. Bazen iki tarafın da birbirine verdiği yanıt, anlatılanlardan çok savunmaya hazırlandığı düşüncelerle şekillenebilir.
Duygunun kabulü ile çözümü birbirinden ayırın
Bir sorunu hemen çözmeye çalışmadan önce duygunun görülmesi gerekebilir. “Böyle hissetmene gerek yok” yerine “Ben farklı düşünsem de bunun seni neden kırdığını anlamaya çalışıyorum” gibi bir karşılık konuşmanın duygusal tonunu değiştirebilir.
Bu, partnerinizin bütün yorumlarını kabul etmek değildir. Önce deneyimin kişide bıraktığı etkiyi görmek, ardından olayın nasıl ele alınacağını konuşmaktır.
Konuşmaya ara veriyorsanız ne zaman döneceğinizi belirleyin
Yoğun bir tartışma sırasında düşünmek ve sakinleşmek için ara vermek yararlı olabilir. Ancak belirsiz biçimde uzaklaşmak, diğer kişinin terk edildiği veya konunun yine kapatıldığı hissini artırabilir. “Şu an konuşmaya devam etmekte zorlanıyorum; yarım saat sonra bu konuya dönelim” gibi zaman sınırı olan bir ara, geri çekilmekle konuşmayı ertelemek arasındaki farkı belirginleştirir.
Sözlerden sonra davranışa da bakın
Partneriniz sizi anladığını söylüyor ancak üzerinde anlaştığınız davranış sürekli olarak değişmeden kalıyorsa sorun yalnızca kendinizi anlatma biçiminiz olmayabilir. Karşı tarafın sorumluluk alma isteği, ihtiyaçlarınız arasındaki uyum ve sınırlarınıza gösterilen özen de değerlendirilmelidir.
Kendinizi daha iyi ifade etmeye çalışmak değerlidir. Fakat ilişkinin bütün yükünü “Doğru anlatırsam beni anlar” düşüncesiyle tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. İlişki dinamik olduğu için, ilişkinin sorumluluğu iki tarafa da aittir. Bazen güvenli bir alanda karşılıklı konuşmak ve ilişkiyi ele almak ilişkinin onarımını ve güçlenmesini sağlayabilir.
Her anlaşılmama bir iletişim sorunu değildir
Bazen partneriniz ne demek istediğinizi anlamış ancak aynı fikirde değildir. Bazen de isteğinizi yerine getirmek istemiyor veya ilişkinizde öncelikleriniz uyuşmuyor olabilir. Bu durumları yalnızca iletişim tekniğiyle çözmeye çalışmak, aradaki gerçek farklılığı görünmez kılabilir.
Özellikle duygularınız tekrar tekrar küçümseniyor, sizinle alay ediliyor, sınırlarınız bilerek ihlal ediliyor veya konuşmalar korkutma ve kontrol içeren davranışlara dönüşüyorsa mesele yalnızca “birbirinizi daha iyi dinlemek” değildir. Burada duygusal istismar ve kontrol edici davranışlar ele alınabilir.
Ne zaman çift terapisi düşünülebilir?
Her anlaşmazlık çift terapisi gerektirmez. Ancak aynı konuşmalar tekrar tekrar aynı noktada bitiyor, taraflardan biri sürekli konuşmaya çalışırken diğeri uzaklaşıyor veya anlaşılmama hissi ilişkide belirgin bir mesafe yaratıyorsa profesyonel destek değerlendirilebilir.
Çift terapisinde amaç hangi partnerin haklı olduğuna karar vermek değildir. Çiftin içinde sıkıştığı döngüyü görünür hâle getirmek, her iki kişinin de duygularını ve ihtiyaçlarını daha anlaşılır biçimde ifade edebilmesine alan açmak ve ilişki içinde farklı karşılıklar geliştirebilmektir.
Partnerinize kendinizi tekrar tekrar anlatmanıza rağmen duyulmadığınızı hissediyor veya aynı iletişim döngüsünden çıkmakta zorlanıyorsanız, Kadıköy’de yüz yüze ya da Türkiye genelinde online çift terapisi sürecinde ilişkinizde tekrar eden örüntüleri birlikte değerlendirebiliriz.
Bilgilendirme notu: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; tanı, tedavi veya kişiye özel psikolojik değerlendirme yerine geçmez.
Sık sorulan sorular
Partnerimin beni anlamaması beni sevmediği anlamına gelir mi?
Hayır, tek başına anlaşılmama hissi partnerinizin sizi sevmediğini göstermez. İletişim alışkanlıkları, savunmaya geçme, duyguları ifade etme güçlüğü veya farklı beklentiler bu deneyime katkıda bulunabilir. Ancak ihtiyaçlarınızın dikkate alınmaması ayrıca değerlendirilmelidir.
Partnerim beni dinliyor ama neden anlaşılmış hissetmiyorum?
Dinlenmek, sözcüklerinizin takip edilmesidir. Anlaşılmış hissetmek ise duygunuzun ve deneyiminizin partneriniz tarafından kavrandığını ve önemsendiğini hissetmeyi içerir. Partneriniz sessizce dinlese bile duygunuzu anlamıyor veya konuşmanın ardından hiçbir karşılık vermiyorsa duyulmamış hissedebilirsiniz.
Aynı şeyi defalarca söylemek neden işe yaramıyor?
Sorun yalnızca bilgi eksikliği değilse aynı açıklamayı tekrarlamak farklı bir sonuç yaratmayabilir. Konuşmadan beklenen duygusal karşılık, sorumluluk alma veya davranış değişikliği netleşmediğinde iki taraf da aynı konuşmayı farklı amaçlarla sürdürebilir.
Çift terapisine tek başıma başlayabilir miyim?
Partneriniz terapiye katılmak istemiyorsa ilişki içinde yaşadığınız duyguları, sınırlarınızı, partnerinizin davranışlarını, ilişki dinamiklerinizi ve kendi tepkilerinizi bireysel psikoterapide ele alabilir ve anlayabilirsiniz.
Çift terapisi işe yarar mı?
Çift terapisi iki partnerin de sürece katılmaya istekli olduğu durumlarda, tekrar eden iletişim döngülerini fark etmeye, ihtiyaçları daha açık ifade etmeye ve anlaşmazlıkları daha yapıcı biçimde ele almaya yardımcı olabilir. Sürecin etkisi çiftin yaşadığı sorunlara, hedeflerine ve terapiye katılımına göre değişir.